Sağlığımız İçin

Sağlığımız İçin için yorumlar kapalı

GÜNEŞ IŞINLARININ DERİ ÜZERİNDEKİ  ETKİLERİ

UV-A ve UV-B ışınlarının dalga boyları ve deride etkileri :

Güneş ışınları uzun (infrared) ve kısa dalgalardan (UV-A, UV-B ve UV-C) oluşmaktadır. UV-A  ışınının dalga boyu 320-380 nm’ dir ve derinin derin tabakalarına (dermis) ulaşır ve yayılır.

UV-A ışını yıl boyunca ve gün içinde değişik saatlerde, mevsimlerde veya hava koşullarında  değismeksizin etkili olmaktadır.UV-B ışının dalga boyu 290-320 nm ‘dir ve derinin üst tabakasını  (epidermis) etkiler. UV-B ışını yaz aylarında ve yüksek rakımlı yerlerde daha yoğundur.
Güneş ışınlarının deri üzerindeki olumsuz etkileri :

Deride zaman içerisinde incelme, elastikiyetin bozulması (kırışıklık), kuruluk, pigmentasyon değişikliği, kılcal damarların belirginleşmesi, fotoyaşlanma ve deri kanserinin oluşma riskinin artması en önemli olumsuz etkilerdir.
Derinin güneş ışınlarına karşı korunma özelliği :

Derinin üst tabakası (epidermis) yansıtma, dağıtma ve absorblama yoluyla UV-A ve UV-B ışınlarının etkisinden kısmen korunmaktadır. Ancak bu günümüzde yeterli olmayabilir. Bu nedenle, güneşten korunma yöntemleri öğrenilmeli ve güneşten koruyan ürünler uygulanmalıdır.

Güneş ışınlarından korunma yöntemleri ile ilgili sorular ve yanıtlar :

Şemsiye veya şapka kullanarak güneş ışınlarından korunulabilir mi?

Bu yöntem her zaman yeterli olmayabilir. Güneş ışınlarının bir kısmı size yerden yansıyarak ulaşmaktadır. Özellikle kum, beton, deniz ve kar UV-ışınlarını yansıtmaktadır. Çocuklar açık havada oynadıkları için daha uzun süre güneş ışınlarının etkisi altında kalırlar. Bu nedenle deri tipine bakılmaksızın güneşten koruyan yüksek faktör içeren ürünlerin uygulanması gerekir. Korunma yönteminin giysilerle (açık renk şapka ve tişört vb.) desteklenmesi gerekir. 3 yaşın altındaki çocuklar kesinlikle korunmasız güneşin altında bırakılmamalıdır.
Giysiler bizi güneş ışınlarından korur mu?

Giysiler yaklaşık % 20-25 oranında sizi koruyabilir; ipeksi gibi ince kumaşların ve koyu renkli  giysilerin koruyucu özellikleri yoktur.

Bulutlardan güneş ışınları geçer mi?

Güneş ışınları yaklaşık %85 oranında bulutlardan geçer. Yaz aylarında hava bulutlu diye güneşten  korunmayı boş vermemek gerekir.

 

Güneş ışınlarından en etkin nasıl korunulur?

Güneş ışınlarının en şiddetli olduğu öğlen saatlerinde (11.00 ile 15.00 arasında) güneşe  çıkmamaya özen gösterilmelidir.

Gölgede oturulmalıdır. Şemsiye, şapka kullanılmalı; açık renk giysiler giyilmelidir. Güneşten  koruyan ürünler bilinçli kullanılmalıdır. Erişkinler deri tiplerine göre farklı koruyan faktör içeren  ürünler kullanırlar, ancak çocuklarda deri tipine bakılmaksızın yüksek faktörlü ürünler kullanılmalıdır. Güneşten koruyan ürünler, güneşe çıkmadan yarım saat önce deriye uygulanmalıdır. Deriye yeterli miktarda ve kalınlıkta sürülmelidir. Güneşten koruyan ürünler deriye eşit miktarda yedirilerek ve gerekirse; sık havuza veya denize girmek, havlu ile kurulanmak ve terlemek gibi durumlarda gün boyunca uygulanmalıdır. Yüz, omuz, ense ve boyun gibi daha yoğun olarak güneş ışınlarından etkilenen bölgeler sürekli güneşten koruyan ürünler kullanılarak korunmalıdır. Tedavi amacı ile doktor tarafından verilen kimi ilaçlar (antibiyotikler, doğum kontrol ilaçları vb.) derinin güneş ışınlarına karşı duyarlılığını artırmaktadır. Bu durumda kişi doktorun önerileri doğrultusunda güneşten korunmalıdır.

 

Çocukların etkin şekilde güneş ışıklarından korunması :

Erişkinler deri tiplerine göre farklı koruyan faktör içeren ürünler kullanırlar, ancak çocuklarda deri  tipine bakılmaksızın yüksek faktörlü ürünler kullanılmalıdır.

Çocuklar açık havada oynadıkları için daha uzun süre güneş ışınlarının etkisi altında kalırlar. Bu  nedenle deri tipine bakılmaksızın güneşten koruyan yüksek faktör içeren ürünlerin uygulanması  gerekir.

Korunma yönteminin giysilerle (açık renk şapka ve tişört vb.) desteklenmesi gerekir.

3 yaşın altındaki çocuklar kesinlikle korunmasız güneşin altında bırakılmamalıdır.

Deriye yeterli miktarda ve kalınlıkta sürülmelidir. Güneşten koruyan ürünler deriye eşit miktarda  yedirilerek ve gerekirse; sık havuza veya denize girmek, havlu ile kurulanmak ve terlemek gibi  durumlarda gün boyunca uygulanmalıdır.

Ailede okul çağına gelen çocuklara güneşten korunma yöntemleri anlatılmalı; güneşten koruyan  ürünleri kullanmaları ve uygun giysileri giymeleri sağlanmalıdır.

Çocukların su kayıbını önlemek amacıyla yeterli miktarda su içmeleri sağlanmalıdır.

Koruyucuların özellikleri neler olmalı?

Güneşten koruyan ürünler yüksek miktarda güneş ışınlarını süzen UV-A ve UV-B filtreleri  içermeli;serbest radikal oluşumu engellemeli, deriye yüksek oranda emilimi sağlamalı,  nemlendirmeli, suya, denize, terlemeye, buharlaşmaya, sürtünmeye dayanıklı, kokusuz ve renksiz,   etki süresi uzun, kullanımı kolay olmalıdır.

Derinin pH’ı ve vücut ısısından etkilenmemeli, toksik, tahriş edici ve duyarlandırıcı olmamalıdır.

Derinin erken yaşlanmasından (fotoyaşlanma) nasıl korunulur?

Erken yaşlarda güneş ışınlarından korunma yöntemleri ve güneşten koruyan ürünler bilinçli  uygulanmalıdır. Özellikle yaşamın ilk 18 yılı içinde güneşten koruyan yüksek faktörlü ürünlerin  düzenli kullanımı derinin fotoyaşlanmasını önemli oranda azaltmaktadır.

UV-ışınlarının deri kanserinin oluşumundaki önemi nedir?

UV-A ışının derinin derin tabakalarına kadar ulaşıp yayılarak deri kanserine neden olabilir. Güneş yanığını oluşturan UV-B ışını ise daha az etkilidir. Bu nedenle güneş ışınlarından koruyan ürünler UV-A ve UV-B filtreleri içermelidir.

BASINÇ ODASI

Hiperbarik Oksijen Tedavisi (HBOT) Nedir?

Hiperbarik Oksijen Tedavisi (HBOT) bir basınç odasında tümüyle basınç altına alınan hastaya aralıklı olarak % 100 oksijen solutmak suretiyle uygulanan medikal bir tedavi yöntemidir. HBOT 6000 den fazla çalışma ile desteklenmiş modern ve bilimsel bir tedavi yöntemidir.
Basınç odası nedir HBOT nasıl uygulanır?

Basınç odası çelikten yapılmış, içerisine hava verilerek basınçlanabilen, içeride bulunan kişilere % 100 oksijen soluma olanağı sağlayan kabinlerdir. HBOT uygulamalarında hastaların büyük çoğunluğu normalde içinde bulunduğumuz atmosferik basıncın 2-2,5 katı basınç altında oksijen solurlar. Basınç odasının yanlarında lumboz olarak adlandırılan dışarıdan içerinin, içeriden dışarının gözlenmesine yarayan pencerelermevcuttur. Basınç odası içinde hastaların rahat bir biçimde oturmaları için koltuklar bulunmaktadır. Hastalar sedye üstündeki hastalar yatar vaziyette de tedaviye alınabilirler. HBOT uzman doktor ve tıbbi personel gözetiminde yapılır
Tedavi esnasında hastalar neler hisseder?

Tedavinin “dalış” olarak adlandırılan ilk dakikalarında hastalar içerideki basınç artışını, tıpkı bir uçak yolculuğundaki iniş sırasında ya da yüksek dağlardan aşağıya inerken hissettikleri gibi, kulaklarında hisseder. Hastalara artan basınç esnasında kulaklarındaki basıncı nasıl eşitleyecekleri anlatılır. Bu genellikle basitçe yutkunarak, ya da burnu kapatıp hava üfleyerek gerçekleştirilir. Bu işlem sadece dalış esnasında, tedavi basıncına gelene kadar yapılır. HBOT her yaştaki hastaya uygulanabilir. Hastalar basınç odasına kendilerine verilen özel pamuklu kıyafetlerle girerler..
Tedavi ne kadar sürer?

Bir HBOT seansı, olguya göre değişmekle birlikte, genellikle 1,5-2 saat sürer. Hastaların büyük bir bölümü günde bir seans tedavi görürler. Ancak bazı acil durumlarda günlük seans sayısı dörde kadar çıkabilmektedir. Toplam seans sayısı hastalığa göre değişmektedir.
Tedavinin yan etkisi var mıdır?

En sık görülen yan etki basınç değişikliğinin kulak ve sinüslerde yaptığı etkidir. Bu durum tehlikeli olmayıp, basınç eşitleme yöntemlerinin öğrenilmesiyle önlenebilir. Diğer yan etkiler oldukça nadir görülmekte olup, oksijen toksisitesi, klostrofobi (kapalı yerde kalma korkusu) ve geçici miyopi olarak sıralanabilir.
HBOT nasıl etki eder?

HBOT sırasında hastaların plazmasında maksimum düzeyde oksijen çözünür ve dokulara giden oksijen miktarı artar.

Hiperbarik oksijen tedavisiyle;

HBOT hangi hastalıklarda kullanılır?

T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından 1 Ağustos 2001 tarihinde yayınlanan hiperbarik oksijen tedavisi ile ilgili yönetmelikte aşağıdaki hastalıklar HBOT endikasyonu olarak bildirilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SİNÜZİT

Sinüzit nedir?

Akut bakteriyel sinüzit, yüz kemikleri içindeki boşluklar olan sinüslerin bakteri cinsi mikroorganizmalarla meydana gelen enfeksiyonudur. Genellikle bir soğuk algınlığı veya alerjik nezle atağını takiben ortaya çıkar.

Normalde, sinüslerden salgılanan sıvılar burun boşluklarına drene olur. Bir soğuk algınlığı veya allerjik nezle atağını takiben, sinüslerde şişlik meydana gelir ve bu drenaj mekanizması bozulur. Bunun sonucunda da enfeksiyon ortaya çıkar.

Akut sinüzitin tanısı, muayeneye ve şikayetlerinizin değerlendirilmesiyle konulur. Doktorunuz sinüslerin röntgen ile radyolojik incelemesini veya bakteri aramak üzere burun akıntısından kültür tetkiki isteyebilir.
Akut sinüzit kronikleşirse

Sık sık sinüzit atakları geçiriyorsanız veya enfeksiyon 3 aydan uzun sürmüşse, bu, kronik sinüzit olabilir. Kronik sinüzitin belirtileri akut sinüzitten daha hafif olabilir; ancak tedavi edilmeyen kronik sinüzit ameliyat gerektirecek şekilde sinüslerde ve kemiklerde harabiyetle sonuçlanabilir.
Sinüzit mi oldum ?

Sinüzit belirtilerinin soğuk algınlığı veya allerjik nezle belirtilerinden ayırdedilmesi genellikle zordur; bu nedenle pekçok kişi doktora gitmeye gerek duymaz. Bunun yerine dekonjestan veya antihistaminik içeren soğuk algınlığı veya allerji ilaçları ile kendilerini tedavi etmeye çalışırlar. Oysa, soğuk algınlığı ve allerjinin aksine, bakteriyel sinüzit bir doktor tarafından teşhis edilmesi ve komplikasyonlarının önlenmesi için antibiyotiklerle tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır.

 

Tedavi

Bakteriyel sinüzitin tedavisi, uygun bir antibiyotiği içermelidir. Eğer sinüzit belirtilerinden üç veya daha fazlası varsa doktorunuza muayene olun. Doktorunuzun talimatlarına uymaya ve ilaçlarınızı önerilen süre ve dozda kullanmaya özen gösterin.

Antibiyotik yanında, burun tıkanıklığını azaltmak için bir burun spreyi ya da damlası ve ağızdan alacağınız bir dekonjestan ilaç önerilebilir. Burun spreyleri ve damlalarının uzun süreli kullanılmasının sakıncalı olduğunu unutmayınız. Kaynamış su buharının teneffüs edilmesi ve fizyolojik serum damlaları da şikayetlerinizi azaltabilir.

Eğer doktorunuz kronik sinüzit düşünüyorsa, uzun süreli antibiyotik tedavisi almanızı önerebilir. Bazen, kronik sinüzite neden olan mekanik tıkanıklıkların açılması için cerrahi tedavi de gerekebilir.

Önleme

Önleme her zaman tedaviden daha kolaydır. Bir soğuk algınlığı veya allerjik nezle atağı sırasında sinüzit gelişmemesi için aşağıdaki önlemler yararlı olabilir :

 

HİPOTERMİ

Hipotermi nedir?

Soğuk havada vücudunuz, ürettiğinden daha fazla ısı kaybeder. Soğuğa maruz kaldığınız süre uzarsa sonunda vücudun birikmiş enerjisi tükenir. Vücut sıcaklığının anormal derecede düşmesine hipotermi adı verilir. Bu durum beyni etkileyerek düşünme ve hareket etme fonksiyonlarının bozulmasına yol açar. Hipotermiyi çok tehlikeli yapan da budur, çünkü kişi içinde bulunduğu durumu fark edemez ya da durumu düzeltmek için bir şey yapamaz. Hipotermi genellikle çok soğuk ortamlarda ortaya çıkar. Ancak kişi yağmur, terleme ya da suya düşme nedeniyle ıslandıysa çok soğuk olmayan havada bile (5 °C’nin üzerinde) görülebilir. Hipotermi kurbanları genellikle şunlardır:

Hipotermi nasıl farkedilir?

Uyarıcı belirtiler şunlardır:

Yetişkinler

Titreme, aşırı yorgunluk

Dalgınlık, ellerin tutmaması

Hafıza kaybı, peltek konuşma

Uyku hali

Bebekler

Parlak kırmızı, soğuk cilt

Az hareket, uyku hali

Hipotermide ne yapılmalıdır?

Bu belirtilerden herhangi birini farkettiğinizde kişinin ateşini ölçün. 35 °C’nin altındaysa durum acildir. Derhal doktora başvurun.

Doktora ulaşamayacak durumdaysanız kişiyi ısıtmaya başlayın:

Ağır hipotermideki kişinin bilinci kaybolmuş, nabzı ve nefes alması durmuş olabilir. Bu durumda kişiyi hemen hastaneye ulaştırın. Ölü gibi görünse de hastaya mutlaka yapay solunum ve kalp masajı uygulanmalıdır. Bu uygulamaya hasta ısıtıldığı sürece, yanıt verene ya da hastaneye ulaşana kadar devam edilmelidir. Öldüğü sanılan kişilerin bu şekilde kurtarıldığı durumlar vardır.

YÜKSEKLİK VE DALMA HASTALIKLARI

 

Barotravma nedir?

Dalma işlemi çoğu zaman masum bir işlem olarak görülse de kulak-boğaz-burun açısından zaman zaman istenmeyen handikaplara sahip olmaktadır. Gerek dalma sırasında, gerekse uçakla irtifa alma ya da kaybetme sırasında burun gerisinde (Nazofarenks bölgesinde) bulunan östaki boruları basınç altında kalır. Bu tüpler içi kıkırdak dışı yumuşak damaktaki kaslara yapışık, orta kulak ile geniz boşluğunu birbirine bağlayan kanallardır. Ani basınç değişikliği durumlarında (uçakta ani irtifa değişiklikleri ya da dalarken ani dibe gitmeler/yüzeye çıkmalar) barometrik basınç oluşturur. Bu olay sonrası meydana gelen zararlara BAROTRAVMA zararları denir. Bu barometrik değişiklikler eğer östaki borusu herhangi bir nedenden dolayı kapalı ise; orta kulak, kulak zarı, işitme kemikçikleri, orta kulaktaki havalı boşluklar ve hatta iç kulak etkilenebilir. Yükselme sırasındaki orta kulak basıncı çevresel duruma uygun olarak azalmaya başlar, ancak alçalma sırasında ters mekanizmalar işlemeyebilir. Bu durum östaki borusunun geniz tarafındaki deliğinde ödeme ve şişliğe neden olur. Bu şişlik bir valv mekanizması gibi çalışarak deliğin bulunduğu bölgede daha büyük bir atmosferik basınç oluşturur. Artan basınç ise orta kulağa daha az hava girmesine neden olur. Orta kulakta azalan hava basıncı kulak zarında çökmeye ve orta kulak mukozasında enflomasyona (şişmeye) yol açar. Bu negatif basınç düzeltilmezse orta kulak mukozası seroz bir sıvı üretir ve kulakta birikmeye başlar. Bazen bu sıvı içine küçük kanamalar da olabilir. Ani basınç değişikliklerinde, bu duruma hemen uyum sağlayamayan kulak zarında delinmeler olabilir. Hastalar şiddetli kulak ağrısı, işitme kaybı, çınlama hisseder. Orta şiddette bazı olgularda hastalık mastoid kavite dediğimiz, orta kulağın peteksi dokusuna yerleşebilir. Bu durum daha ilerde zaman zaman orta kulak enfeksiyonları ile seyreden, çoğunlukla da işitme kaybının olduğu kronik bir forma dönebilir. Kulakta oluşan zararlar bu kadarla da bitmeyebilir. Orta kulağı iç kulaktan ayıran çok küçük iki pencere vardır. Bu pencerelerin üzerinde de zar bulunur. Bazen sözkonusu basınç değişiklikleri bu küçük zarların da yırtılmasına veya basınç altında kalmasına neden olabilir. Bu durum da perlenf dediğimiz iç kulak sıvılarının orta kulağa akmasına neden olur. Hasta özellikle pozisyon değişikliklerinde ani baş dönmesi atakları geçirir. Denizde belli bir derinlikte bunları yaşayan kişi hızla su yüzüne çıkmak isteyeceğinden vurgun yiyebilir. Oryantasyonunu kaybedeceği için daha derine fark etmeksizin inebilir. Hayati birtakım tehlikelerle karşılaşılabilir. Yine iç kulaktaki sıvının sızıntısına bağlı olarak total işitme kaybına kadar gidebilen işitme kayıplarına rastlanabilir. Buna perilenfatik fistül denir.

Dalgıçları bekleyen bir tehlike daha var

Uzun süre soğuk suda dalgıçlık yapan kişilerde dış kulak yolunun kemik bölümünde, yıllar içinde çok yavaş gelişen kemik büyümeleri (osteom, egzostos) olabilir. Bunlar sıklıkla kulak kirinin zor temizlenmesi gibi şikayetlere neden olabileceği gibi, ileri vakalarda işitme kaybı yapabilir. Dalma sırasında basınç altında kalan bir diğer organımız sinüs boşlukları ve sinüs yollarıdır. Aynen kulakta olduğu gibi, sinüs boşluklarını burun boşluğuna birleştiren ince kanallar ve delikler vardır. Aynı mekanizmayla bu bölgede oluşan ödem ve şişlik, sinüslerin havalanmasının bozulmasına ve sinüs mukozalarının ürettiği sıvı ile sinüs boşluklarının dolmasına neden olur. Biriken bu sıvılar, başlangıçta iltihabi bir karakteri olmamasına rağmen tedavi edilmeyen kişilerde enfekte olup akut sinüzit oluşumuna yol açar. Hasta şiddetli baş ağrıları, ateş, şiddetli yüz ağrısı, geniz akıntısı çekebilir. Bazen sinüs boşluklarında basınç o kadar şiddetli olur ki, dipte sinüs mukozasının bir bölümü kopup buradan şnorkelin içine gelebilir. Burun kanaması olabilir. Bu durumda çok fazla endişe etmeden bir KBB uzmanına gidilmesi gerekir. Derin deniz dalgıçlığı ya da su altı sporları yapacak kişilerin kulak-burun-boğaz açısından handikaplı olmamaları gerekir. Örneğin günlük hayatta burundan nefes alma problemi yaşayan kişilerde burunda kemik eğriliği, burun içi etlerde şişme, kronik sinüzit, kronik akıntılı kulak hastalığı, petülöz östaki borusu (Doğumsal östaki borusu bozukluğu.), kulak zarında delik olup olmadığı bir uzman hekim tarafından kontrol edilmelidir.
Nasıl korunabiliriz?

Sakınılması gereken durumların başında, akıntılı bir üst solunum yolu hastalığı geçiriyorken dalma eyleminde bulunmamak gelir. Bu durumda analjezik ve dekonjestanlar ile üst solunum yolundaki ödem ve şişlik giderilmelidir. Dalma Valsalva Manevrası (Burnu ve ağzı tıkayarak ağız içinde hapsedilen havayı östaki borusuna yani genze yollamaya çalışmak) yapılmalıdır.
Tedavi seçenekleri nelerdir?

Tedavi etkene yöneliktir. Üst solunum yollarında tıkanıklık yapan anatomik bozuklukların düzeltilmesi gerekir. Kulak zarındaki yırtık ya da delikler cerrahi olarak kapatılmalıdır. Osteom ve Egzositozun ileri durumlarda cerrahi olarak düzeltilmesi mümkündür. Eğer orta kulakta ani bir sıvı toplaması olmuşsa, lokal anestezi ile kulak zarının çizilmesi (miringotomi) çok rahatlatıcı olabilir. Eğer baş dönmesi yapan bir iç kulak fistülü düşünülüyorsa, hastalığın belli bir dönem düzelmesi beklendikten sonra şikayetlerin geçmemesi durumunda kulak ameliyatı (fistül ameliyatları) yapılabilir. Kişide östaki borusu diskfonksiyonu yatkınlığı varsa kulak zarına geçici olarak tüp takılabilir.

ORTA KULAK İLTİHABI

Orta kulak neresidir ve nasıl görev yapar?

Orta kulak dış kulak yolundan ince bir kâğıt kalınlığındaki kulak zarı ile ayrılan bezelye büyüklüğünde içi hava dolu bir boşluktur. Orta kulak kemikçikleri (malleus, incus, stapes-çekiç, örs, üzengi) kulak zarına ve birbirlerine yapışıktırlar. Ses dalgaları kulak zarına çarparak onu titreştirdiğinde kemikçikler de hareket eder ve bu yolla ses iç kulağa iletilir. Ses oradan işitme siniri yoluyla beyine gönderilir. Kulak zarının ideal şartlarda titreşmesi için orta kulak ve dış atmosfer basıncı birbirine eşit olmalıdır. Bu amaçla havayı orta kulağa ulaştıran östaki borusudur. Östaki borusu burnun arkası (geniz) ile orta kulak arasında yer alır. Yutkunma ve esneme sırasında açılarak havanın orta kulağa ulaşmasını sağlar. Yutkunma sırasında kulakta işitilen çıtırtı, östaki borusundan orta kulağa ulaşan hava kabarcığının sesidir. Bu şekilde hava basıncı eşitlenir. Bu olay otomatik olarak günde bin defadan fazla yapılmaktadır.
Otitis Media nedir? Nedeni nedir?

Ot=kulak, itis=iltihap, media=orta; Otitis media=orta kulak iltihabı anlamına gelir. Orta kulak iltihabı üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında virüslerin burun veya boğazdan östaki tüpü yoluyla orta kulağa ulaşması ile meydana gelir. Östaki borusunun fonksiyonu soğuk algınlığı, alerji, sinüs ya da boğaz enfeksiyonlarında bozulur ve çalışması bozulan östaki tüpü enfeksiyonu orta kulağa ulaştırır. Orta kulakta enfeksiyon kulak ağrısına, kulak zarında kızarıklığa, orta kulakta müküs veya cerahat birikmesine yol açar. İltihaplanan kulak zarı bazen en zayıf yerinden delinir ve cerahat dışarı akar. Çoğu zaman östaki borusu içinde şişlik olduğundan, cerahat genze boşalamaz ve orta kulakta kalır. Orta kulak havalanamıyorsa ve boşlukta vakum oluşmuşsa orta kulakta sıvı veya müküs birikir, bu duruma ‘seröz otitis media’ adı verilir. Bu durum sıklıkla kronikleşir. Yani iltihabın akut ve ağrılı dönemi geçtikten sonra haftalar, aylar hatta yıllarca sürebilir.
Ne zaman ve kimlerde görülür? Önemli midir?

Orta kulak iltihabı daha çok küçük çocuklarda görülür. Üst solunum yolu enfeksiyonlarının sıkça görüldüğü kış ve ilkbahar aylarında orta kulak iltihapları da sıktır. Önemsenmesi gereken bir enfeksiyondur. Şiddetli kulak ağrısı yapabilir, bazen iltihap önemli komşu yapılara geçebilir. Çocuklarda ağır işitmeye yol açarak konuşma gelişimini bozabilir, eğitimlerini kötü yönde etkiler.
Belirtileri nelerdir? Orta kulak iltihabı olduğumu nasıl anlarım?

Ağrı en sık görülen belirtidir. Kulakta tıkanıklık ve basınç hissi vardır. Buna, çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonunun diğer belirtileri (burun akıntısı, ateş) eşlik eder. Ağrıyı tanımlayamayacak kadar küçük olan çocuklarda huzursuzluk, ağlama sıkça görülür ve çocuklar hasta kulağı çekiştirirler. Orta kulakta biriken cerahat ve iltihaplı zar nedeniyle işitme azalmıştır. Uygun tedavi yapılırsa iltihap ve orta kulaktaki sıvı kaybolur, işitme tamamen normalleşir. Tedavi yapılmazsa veya yetersizse işitme kaybı kronikleşir ve kalıcı hal kazanabilir.
Doktor muayenesinde neler yapılıyor?

Doktor kulağınızı otoskop, optik veya kulak mikroskobu yardımıyla muayene eder. Kulak zarının durumu, kızarıklık, zarda matlaşma, ışığı yansıtması, orta kulakta sıvı varlığı kontrol edilir. Dış kulak yoluna uygulanan hava basıncı ile zarın hareketliliğine bakılır. Hareketli, titreşen, sedefi-gri renkte, ışığı yansıtan kulak zarı normaldir.

Muayene ile elde edilemeyen bilgiler için iki ayrı test yapılabilir:

Bu iki test problemin ciddiyetini belirlemeye yarar ve tedaviyi yönlendirir. Muayenenin tam olarak yapılabilmesi için çocuk hastanın uyum göstermesi gereklidir. Bu nedenle ebeveynler çocuğu muayeneye hazırlamalı ve muayene sırasında sessiz, sakin olmalarını sağlamalıdır.

Orta kulak iltihabının tedavisinde neler yapılıyor?

Orta kulak iltihaplarında en önemli tedavi ilaç tedavisidir. Kullanılan ilaçlar; antibiyotikler, alerjik durumlarda antihistaminikler, soğuk algınlığı eşlik ediyorsa dekonjestan (ödem çözücü) ilaçlar, burun damlaları, ağrı ve ateş düşürücü ilaçlardır. Ağrı 1-2 gün içinde tamamen geçse de iltihabın tamamen silinmesi için antibiyotikler 10-14 gün kullanılmalıdır. Diğer ilaçlar da doktorunuzun önerdiği şekilde ve sürede kullanılmalıdır. İlaçlar yan etki ortaya çıkarmışsa veya belirtilerde düzelme olmuyorsa tedavi sonlanmadan doktorunuzla tekrar temasa geçmelisiniz.
Başka tür tedavi gerekir mi?

Orta kulak iltihabı çoğu zaman ilaç tedavisiyle tam düzelir. İlaç tedavisinin yetmediği durumlarda ileri tedaviler gerekebilir:

Miringotomi (parasentez): 

Kulak zarını delerek zarda minik bir açıklık oluşturmaktır (Bu işlem kulak zarını çizmek olarak bilinir). Bu açıklıktan orta kulakta biriken sıvı boşaltılabilir ve ağrı azaltılabilir. Delinen yer birkaç gün içinde kendiliğinden iyileşir ve kapanır, kulak zarında herhangi bir kalıcı hasar oluşmaz.

Kulak zarına tüp yerleştirilmesi:

Parasentezde oluşturulan açıklık iltihabı olay-sıvı tam kaybolmadan kapanabilir. Bu açıklığın uzun süre kalmasını sağlamak için iyileşmeyen seröz otit (orta kulakta sıvı) durumunda kulak zarındaki bu açıklığa içi boş bir tüp yerleştirilebilir. Buna ventilasyon (havalandırma) tüpü adı verilir. Çocuklarda genel anestezi, yetişkinlerde ise lokal anestezi altında yerleştirilebilir. Bu tüpün içinden orta kulağa geçen hava, orta kulak basıncını dış atmosfer basıncına eşitler ve orta kulakta sıvı birikimini engeller. Bu şekilde işitme düzelir. Tüp orta kulak iltihabının tamamen düzelip östaki borusunun normal çalışmaya başladığı zamana kadar yerinde kalmalıdır. Bu süre birkaç hafta ile birkaç ay arasında değişir. Bu süre içinde kulağa su kaçması engellenmelidir. Su kaçması kulağın iltihaplanmasına yol açabilir. Ventilasyon tüpleri işitmeyi belirgin olarak düzeltir ve kulak enfeksiyonlarını azaltır veya tamamen ortadan kaldırır. Çocuklarda orta kulak iltihapları kronik geniz eti ve bademcik iltihaplarına eşlik edebilir. Böyle durumlarda geniz eti ve bademciklerin alınması gerekebilir. Alerji varsa tedavi edilmelidir.

Delik kulak zarı tamiri:

Orta kulak enfeksiyonlarının sık tekrarlaması ve yetersiz tedavi edilmeleri kulak zarında kalıcı delik oluşmasına ve kronik akıntılı durumlara yol açabilir. Kapanmayan delikler veya kronik iltihaplı kulak akıntıları (kronik orta kulak iltihabı) cerrahi tedaviyi gerektirir. Kulak zarının tamiri (mirengoplasti), işitme kaybının fazla olduğu durumlarda orta kulak kemikçik zincirinin tamiri (ossikuloplasti) ve kronik akıntılı durumlarda orta kulak ve çevresinde yerleşen iltihabın temizlenmesi (mastoidektomi) ameliyatları gerekebilir. Bu ameliyatların büyük bölümü genel anesteziyle yapılır ve en fazla bir günlük kalışını gerektirir.

Yoruma Kapalı